Shot By Both Sides

Dün gittiğimiz lokantada, her zaman olduğu gibi bir yerden sonra dikkatim dağıldı ve yan masaları dinlemeye başladım. Kalkarken de şuna karar verdim; bundan sonra kimsenin hayatına dışardan dahil olmak istemiyorum. Anlatacaklarımı dinlerseniz neden olduğunu anlarsanız.

Pazar akşam yürüyüşünden sonra, Lale’ye gidip çorba içmeye karar verdik. Arka masalardan birinde bir çift, yemeklerini bitirmiş, hesabı istemeye hazırlanıyordu. Onları dinlemeye karar verdim. “Ne olur” dedi kadın, “Ne olur beni bırakma”. Çorbamı içiyormuş gibi yapıp, kaşığımı ağzıma götürdüğüm sırada baktım masalarına. Kadının arkası dönük olduğu için göremedim yüzünü. Ama kısa tırnaklarına sürdüğü kırmızı ojelerinin uçlarının çıktığını, oldukça zayıf olmasına rağmen üzerine dar gelen kırmızı elbisesinin söküldüğünü, kim bilir ne zaman boyadığı saçlarının renginin artık yeşerdiğini ve çökmüş omuzlarını gördüm. “Ne olur, ne olur, ne olur, ne olur, ne olur” derken “Sen boğulmakta olan küçük bir çocuktun. Ben sana can simidini attım. Şimdi nasıl beni terk edersin” diyordu ama adam kararlıydı, bir şeyler mırıldanıyordu anlayamadığım. Sanırım hayırdı demek istediği. 50’sini geçmiş kolunda çakma bir saat vardı. Yıllardır içtiği sigara sarartmıştı bıyıklarının ucunu. Bir çay daha istedi, mırıldandı da mırıldandı. Biz kalkarken kadın hala “ne olur, ne olursun” diyordu. Arkamı dönüp bakamadım. Bu konuşmayı çorbacıda yaptıkları için mi, kadının çaresizliğine mi üzüleyim yoksa can simidi benzetmesine mi güleyim bilemedim.


Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: